|
Vehbi AKŞİT AFYON – Başmakçı Müftüsü |
||
|
MELEKLER BİZE DUA EDİYOR Allah’a
kendi başımıza duâ edip isteklerimizi arz ettiğimiz gibi, Allah’ın sevdiği
bir kula da kendimiz için duâ ettirebiliriz. Bazen de sâlih bir kul denk
gelip bize duâ ettiği zaman ne kadar sevinir, huzur buluruz. Düşünelim ki
insan bir melekle karşılaştı, ondan duâ talep etti, melek de o insan için
duâ etti, Allah’a yalvardı. Bu olayda her halde o insan çok büyük
hafiflik hissedecek, sürur duyacak ve rahatlayacaktır. İşte melekleri
kendimize nasıl duâ ettirebiliriz düşüncesi bu satırların konusunu teşkil
edecektir. Ayet
ve hadisleri okudukça meleklerin duâ ettiği durumları tespit etmeye çalıştık.
Burada arz edeceğimiz liste şüphesiz ki tüm durumları kapsamayacaktır. Bu
konuda Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.
Dr. Orhan ÇEKER, “Melekleri Kendimize
Nasıl Duâ Ettirebiliriz” isimli makalesi ile
bu konu ile ilgili hadis-i şerifleri tesbit ederek bu konuda bir başlangıç
yapmıştır.[1]
Aynı
konuda, Dr. Ömer ÇELİK, “Melekler
Bizler İçin İstiğfâr” isimli makalesi ile bu konu ile ilgili
ayetleri tahlil etmeye çalışmıştır.[2] Rastladığımız
kadarıyla melekler şu durumlarda insanlara duâ ederler:
1. TÖVBE EDENE MELEKLER DUÂ EDER
İnsan
işlediği gayr-i meşru amellerden ve gafletten el çeker, pişmanlık duyar ve
tövbe ederse, melekler o insana duâ eder ve mağfiret dilerler. Meleklerin bu
durumda duâ ettiklerini şu ayetlerden öğreniyoruz:
a)
Melekler
İman Eden Kimseler İçin Duâ Ederler:
“Arşı
yüklenen melekler ve arşın etrafındakiler, Rablerini hamd ile tesbih
ederler. O’na iman getirirler ve iman eden kimseler için şöyle mağfiret
dilerler. Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. Bunun
için tövbe edenleri ve senin yoluna koyulanları bağışla, onları cehennem
azabından koru. Ey Rabbimiz! Onları ve atalarından, zevcelerinden,
nesillerinden salih olanları, kendilerine vaad ettiğin Adn cennetine koy. Şüphesiz
sen Azizsin, Hakimsin. Bir de onları fenalıklardan korursan muhakkak kıyamet
gününde bağışlamışsındır. İşte bu, en büyük kurtuluştur.[3]
Yani
Ey Rabbimiz, tövbe edip senin yoluna giren bu kulları ve onların atalarından,
zevcelerinden ve çocuklarından dünyada iken ehl-i iman olup senin razı olacağın
slih amelleri işleyenleri de onlarla beraber, taatine dönenlere vaad ettiğin
Adn cennetlerine/içlerinde ebedi ikamet edilecek bağlara bahçelere girdir.[4]
Cennet
ehlinin sevinç ve sürurlarının, neşe ve kıvançlarının tam ve mükemmel
olması için melekler böyle duâ ederler. Böylece onlar birbirine komşu
konaklarda bir araya gelmek suretiyle gözleri aydın olur, sevinirler. Nitekim
Allah Teâlâ başka bir ayet-i kerimede şöyle buyurur:
“İnanan,
soyları da inançta kendilerine uyan kimselere soylarını da katarız. Onların
işlediklerinden hiçbir şey eksiltmeyiz.”[5]
Yani gözleri aydın olsun diye hepsinin derecesini eşitleriz. Derecesi aşağı
olanla müsavi olsun diye derecesi yüksek olanın derecesini alçaltamayız.
Aksine katımızdan bir nimet ve lütuf
olarak bir çok amellerini eşitleyerek amel bakımından eksik olanın
derecesini yükseltiriz.[6]
“Onları
her türlü kötülüklerden koru”
ifadesinde bahsedilen kötülükler, dünyadaki batıl inançlar ve bozuk
ameller de olabilir. O zaman mana: Sen dünyada kimi kötülüklerden; yanlış
inanç ve bozuk amellerden kurtarırsan, muhakkak ki kıyamet günü onu
rahmetine mazhar etmiş olursun. Bu ise büyük bir kurtuluştur. Çünkü dünyada
yapıp beraberinde götürdükleri parça parça amellerin karşılığı olarak
akılların idrakten aciz kalacağı mülkler elde edeceklerdir.[7]
b) Melekler
İnsanlara Allah’tan Mağfiret Dileyerek Duâ Ederler:
“Gökler,
neredeyse üstlerinden parçalanacaklar; melekler de Rablerini hamd ile tesbih
ederler ve yerde olanlara mağfiret dilerler. Haberiniz olsun: gerçekten Allah,
bağışlayan ve esirgeyen O’dur.”[8]
Yani
melekler, insanların Allah’a karşı yaptıkları ne büyük küstahlıktır.
Oysa onlara bir sürü imkan bahşetmekle ihsan eden ve dolayısıyla sadece de
hamd edilmeye layık olan O’dur. Allah insanların yapmakta oldukları bu küstahlıklar
yüzünden her an azabını gönderebilir.”
Cenab-ı
Hak, Ahzab Suresi’nde mü’minlere hitaben, kendisini çokça zikretmelerini
ve sabah akşam O’nu tesbih etmelerini emrettikten sonra:
“Sizi
karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerine rahmetini gönderen
O’dur. Melekleri de size istiğfâr eder. Allah mü’minlere karşı çok
merhametlidir,”[9]
buyurarak meleklerin özellikle mü’minlere istiğfâr ettiğini açıklamaktadır.
Arzı
taşıyan meleklere “hamele-i arş” denilip
bunların sayılarının dört olduğu rivayet edilmiştir.[10]
Kıyamet gününde ise bunların sayıları sekiz olacaktır.[11]
Arşın korunma ve tedbirine memur olduklarından bu isim kendilerine mecazen
verilmiştir. Arşın etrafındaki melekler ise arşı tavaf eden meleklerdir.
Nitekim bunlarla ilgili olarak da:
“Melekleri
görürsün ki, Rablerine hamd ile tesbih ederek Arş’ın etrafını kuşatmışlardır,”[12]
Yukarıda
meallerini verdiğimiz ayetlerden de açıkça verdiğimiz ayetlerden de açıkça
anlaşılacağı üzere Arş’ı taşıyan ve bir de Arş’ın çevresinde
bulunup Rablerini hamd ile tesbih eden,
O’na şükreden, kendileri için O’ndan başka ilah olmadığını ikrar
eden melekler, iman edenler için istiğfâr etmekte; Rablerinden, kendileri
gibi Allah’ın birliğini ikrar eden ve O’nun dışındaki ma’budlardan
teberri eden mü’minleri bağışlamasını istemektedirler. Kullarından şirkten
tövbe edip tevhide dönen ve Allah’ın girilmesi istediği yola giren,
O’nun emrettiği metodu takip eden yani emir ve nehiylerine tabi olanların günahlarından
vazgeçmesini O’ndan talep etmekte ve onları kıyamet günü ateş azabından
korumasını istemektedirler.[13]
Allah’ın
mağfireti, kulu, kendisine azap dokunmasından korumasıdır. İstiğfâr da
bunu sözle ve fiille istemektir. Çünkü sadece sözle istiğfâr, yalancıların
işidir.[14]
Meleklerin
mü’minlere istiğfârından maksat, onlara şefaat etmeleri, onları tövbeye
teşvik etmeleri ve onlara mağfireti gerektiren amelleri ilham etmeleridir.
Burada meleklerin Adem oğullarının günahlarına müttali olduklarına bir işaret;
cinsler farklı olsa da imanda ortaklığın nasihat ve şefkati gerekli kıldığına
bir tembih vardır. Zira iman, en kavi ve en mükemmel bir bağdır.[15]
Saadetin kemali şu iki mühim hususa riayete bağlıdır: Allah’ın emrine ta’zim ve mahlukatına karşı şefkat. Melekler de buna riayet ederek önce Allah’ı tazim etmişler sonra da O’nun mahlukatına şefkat babında onlara istiğfâr etmişlerdir.[16]
Melekler o kadar hassastırlar ki, belki insanlar tövbe edip, şirk koşmaktan vazgeçerler umuduyla, azap göndermemesi için Allah’a yalvarmaktadırlar.
2.
MÜ’MİN KARDEŞİMİZE GIYABINDA DUÂ ETTİĞİMİZ ZAMAN MELEKLER DUÂ
EDER
Mü’min
kardeşimize gıyabında duâ ettiğimiz zaman yanımızdaki melekler de aynıyla
bize duâ ederler. Resûlüllah (S.A.V.) bu hususta şöyle buyurur:
Ebüd’d-Derda
(R.A.)’dan rivayete göre şöyle demiştir. Resûlüllah (S.A.V.)
Efendimizden işittim. Buyurdu ki: “Müslüman
bir kul, din kardeşi için gıyabında duâ ederse, Melek de: “Onun için
istediğinin bir misli de senin için olsun.” diye duâ eder.[17] Aynı
konuda yine Ebüd’-Derda (R.A.)’ın rivayet ettiği başka bir hadis-i şerifte
Peygamberimiz (S.A.V.) şöyle buyuruyor:
“Müslüman
bir kişinin din kardeşi için gıyabında ettiği duâ kabul olunur. Onun başucunda
me’mur bir melek vardır ki, o Müslüman, ne zaman bir din kardeşi için hayır
duâ ederse o melek ona: Duân kabul olsun, istediğinin bir misli de senin için
olsun, diye duâ eder.”[18]
Hadis,
müslüman kardeşine gıyabında yapılan duânın faziletini bizlere ifade
etmektedir. Bu cevap, müslüman kadın ve erkek cemaatine gıyaben yapıldığında
elde edilir. Kişi başkalarını gıyaben hayırla anmalı; gıybetlerini değil,
güzel huylarını anarak, duâda bulunup, meleklerin kendi adına yapacakları
duâyı kazanmalıdır. Kişinin
kendisi için ve kardeşi için duâ etmesi müstehaptır. Bu ihlasa daha
uygundur. Seleften bazıları, kendileri için duâ edecekleri zaman, kardeşlerine
duâ ederlermiş. Çünkü yanında bulunan melek o şahsın adına o zaman duâ
edecektir. Kişinin gıyabındaki duâsı da kabule şayandır. Böylece duâsı
onun hakkında kabul edilmiş, kendisine de aynen duâ edilmiş olmaktadır.[19]
3.
ALLAH YOLUNDA MAL HARCAYAN KİŞİYE MELEKLER DUÂ EDER
Allah
yolunda mal harcayan kişiye melekler duâ eder. Aksine elini sıkı tutup
sadaka vb. şeyleri vermeyene de bedduâ eder. Peygamberimiz (S.A.V.) şöyle
buyurur:
“İstisnasız
her gün iki melek iner. Birisi: Ya
Rabbi! Senin yoluna mal harcayana, harcadığının yerine mal ver (eksilttiğini
doldur)” diye duâ eder. Diğeri: Ya
Rabbi! Elini sıkı tutup mal harcamayanın malına telef ver” diye duâ eder.[20]
4.
ABDESTLİ OLARAK NAMAZ VAKTİNİ BEKLEYENE MELEKLER DUÂ EDER
a)
Abdestli Olarak Camide Namaz Vaktinin Girmesini ve Namaz Kılmayı
Bekleyene Melekler Duâ Eder:
Ebu
Hureyre (R.A.)’den ittifakla nakledilen hadis-i şerifte Resûlüllah (S.A.V.)
şöyle buyurmuştur:
“Kişinin
cemaatle (camide) kıldığı namazı, evde veya çarşıda kıldığı namazından,
yirmi bu kadar derece üstündür. Zira bir kimse güzelce abdest alır, sırf
namaz kılmak maksadıyla camiye gelirse, camiye girinceye kadar attığı her
adımla onun derecesi yükselir ve günahı bağışlanır. Camiye girince de
namaz için oturduğu müddetçe namazda gibi olur. Namaz kıldığı yerde kaldıkça
kimseye eziyet etmediği ve abdesti bozmadığı takdirde (ve yahut da dünyaya
ait konuşmadığı) takdirde, melekler ona şöyle duâ ederler:
“Allahım!
Sen buna rahmet et; Allahım! Onu yarlığa; Allahım! Tövbesini kabul et”
derler.[21]
Hadiste
geçen (çarşı),
insanların ticaret mallarını oraya sevk etmelerinden veya insanların orada
dizleri, ayakları üzerine durmalarından dolayı bu ismi almıştır.
Çarşıda
veya evde tek başına kılınan namazdan, camide cemaatle kılınan namaz daha
faziletlidir.
Evde
kılınan namaz da çarşıda kılınan namazdan faziletlidir. Zira çarşı,
Pazar, şeytanın daha etkili olduğu yerlerdir. Evde ve çarşıda cemaatle kılınan
namaz da, tek başına kılınan namazdan daha faziletlidir.
Hadis,
namazın diğer amellerden daha faziletli olduğuna delalet etmektedir. Nitekim
meleklerin namaz kılanlara duâ etmesi bu durumu ifade etmektedir. Ayrıca
salih kişilerin meleklerden üstünlüğüne işaret vardır. Zira salih
insanlar ibadetleriyle meşgul olup derecelerini yükseltirler. Melekleri ise
onlara istiğfâr ve duâ ederler. Huşuyu gidermesi ve kalbi alıkoyması gibi
nedenlerle sokakta, çarşıda namaz kılmak, hoş olmamakla beraber caizdir. Bir
kimse abdest alıp, namazını dosdoğru kılar ve mescitte bir kimseye eza
vermezse meleklerin duâsına mazhar olur. Çünkü meleklerin bir görevi de mü’minlere
duâ etmektir. Nitekim Cenab-ı Allah: “Arşı
taşıyanlar ve onun çevresinde bulunanlar, Rablerini överek tesbih ederler.
O’na inanırlar ve mü’minler için (şöyle) mağfiret dilerler.”[22]
b)
Abdestli Olarak Namaz Kılmayı Bekleyene Melekler Duâ Eder
Ebu
Hureyre (R.A.)’den Resûlüllah’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Biriniz,
abdestini bozmadan namaz kıldığı yerde oturmaya devam etteği müddetçe
melekler; “Allahım! Onu affeyle! Allahım! Ona rahmet eyle! Diye duâ
ederler.[23]
Hadis,
namaz kılınan yerde namazdan sonra bir beklemenin güzel olduğunu anlatmaktadır.
Yasak kılınmış lakırdılara dalmadan oturulması, meleklerin duâsını
celbeder. Kullarının ibadetlerine melekleri seyrettirip, duâ etmelerini sağlaması
Allah’ın (C.C.) bir lütfudur.
Hadis, camilerde namaz vaktini beklemek için oturmanın fazileti hakkında varid olmuştur. Bir ibadet için beklemek de sevap açısından ibadet gibi telakki edilmiştir. Namaz bekleyen müslüman, camide otururken bile namaz ibadeti içindeymiş gibi sevap yazılır.[24]
11.
ABDESTLİ
VE ZİKİR ÜZERE YATANA MELEKLER DUÂ EDER
Şeddat
İbni Evs (R.A.)’dan rivayet edildiğinine göre, Resûlüllah (S.A.V.) şöyle
buyurdu:
“Hangi
bir müslüman kul yatağına gelir de, yatacağı vakit Allah’ın kitabından
bir sure okursa, mutlaka Allahü Teâlâ Hazretleri ona bir melek gönderir ki,
o melek o kişi uykusundan uyanıncaya kadar ona eziyet edecek bir şeyi yaklaştırmaz.[25]
12.
SEYYİDÜ’L-
İSTİĞFÂR (İSTİĞFÂRLARIN EFENDİSİ) Nİ OKUYANIN KAZANCI
Şeddat
İbni Evs (R.A.)’dan rivayete göre, Efendimiz (S.A.V.), Seyyidü’l-İstiğfâr
(İstiğfârların Efendisi) şudur buyurdu: “Ey
Allahım! Benim Rabbim sensin, senden başka hiçbir ilah yoktur, beni sen
yarattın, ben senin kulunum. Ben gücümün yettiği kadar senin ahdin ve
va’din (sözün ve müjden) üzere sabitim, ben senin ihsan ettiğin
nimetlerini itiraf ediyor, günahlarımı da kabul ediyorum, öyleyse beni mağfiret
eyle! Şu muhakkak ki, günahları senden başkası bağışlayamaz. Ben yaptığım
şeylerin şerrinden sana sığınıyorum.”
İnsan
akşama girerken bu duâyı okuduğu zaman, o gece ölürse cennete girer yahut
cennet ehlinden olur (buyurdu). Bu duâyı sabaha girerken okuduğu zaman da o günde
ölürse, o da cennet ehlindendir.[26]
13.
ALLAH’IN KULUNU SEVMESİ VE CEBRAİL (A.S.)’A SEN DE SEV DEMESİ
Ebu
Hureyre (R.A.)’den Resûlüllah (S.A.V.)’in şöyle buyurduğu rivayet
edilmiştir:
“Allah
bir kulunu sevdiği zaman Cebrail’e: -
Ben
onu seviyorum, sen de sev, der. Cebrail
de o kulu sever ve gök halkı arasında: -
Allah
filan kul seviyor, siz de seviniz, diye haber verir. Onlar da onu severler,
sonra da yeryüzünde yaşayanların kalbine onun sevgisi yerleştirilir.”[27]
Allah’ın kulunu sevmesinden muradı; onun için hayır dilemesi, kendisine hidayet ve nimet vermesidir... Cebrail ile diğer meleklerin bu kulu sevmeleri; ya onun için istiğfâr ve duâda bulunmaları ya da insanlar gibi sevmeleridir. Bu sevgi de kalbin birine meylederek onunla karşılaşmak için arzu duymasıdır. Meleklerin bir kulu sevmeleri Allah Teâlâ’ya itaat ettiği ve O’nun rızasını kazandığı içindir. Kabulün yeryüzüne konmasından maksud insanların o kulu sevmeleri ve ondan razı olmalarıdır.[28]
14. ALLAH’IN
KULUNDAN NEFRET ETMESİ VE CEBRAİL’E SEN DE NEFRET ET DEMESİ
Ebu
Hureyre (R.A.)’den, Resûlüllah (S.A.V.)’in şöyle buyurduğu rivayet
edilmiştir:
..... Bir
kula Allah buğzettiği zaman Cebrail’e: -
Ben
filandan hoşlanmıyorum, sen de nefret et, der. O da o kişiden nefret eder.
Sonra durumu gök ehli arasında haber verir. Onlar da o kişiden nefret
ederler. Sonra da yer yüzündekiler o kişiden nefret ettirilir.[29]
15.
MELEKLERİ,
MÜSLÜMANIN SABRINA ŞAHİT TUTMAK
Ebu
Musa (R.A.)’den rivayete göre Resûlüllah (S.A.V.) şöyle buyurdu: “Bir
kimsenin çocuğu öldüğü zaman Allah (C.C.) meleklerine: “Kulumun
yavrusunun canını kabzettiniz mi?” der. Melekler: “Evet” derler. Allah
(C.C.), “Ciğer paresini aldınız öyle mi?” der. Melekler: “Evet”
derler. Allah (C.C.) “Kulum ne söyledi?” der. Melekler “Sana hamd ederek,
“Biz Allah içiniz ve O’na dönücüleriz” dedi. Allah (C.C.) “Kulum için
cennette bir köşk bina edin ve adını Hamd Köşkü koyunuz.” diye nida
eder.[30]
Hadiste,
musibet anında sabretmeye, kaza ve kadere rıza göstermeye teşvik vardır.
Bunun neticesinde kişiyi cennette büyük mükafata nail olacağı vaad olunmuştur.
“Kulumun
yavrusu”
cümlesinde Allah (C.C.) kulu kendine izafe etmesi, başına gelen musibeti sabır
ile karşıladığı için şereflendirmesi ve yavrusunu sarması sebebiyledir.
“Kulumun
ciğer paresini aldınız öyle mi?”
cümlesinde söz konusu edilen insanın sabrının büyüklüğüne işaret vardır.
Çünkü çocuğa karşı oluşan sevginin şiddeti, insanın özünü oluşturan
ve onsuz yaşanmayacak olan kalbe benzetilmiştir. Böylece bu ifadeyle
musibetin büyüklüğü ve ona gösterilen sabrın yüceliği açıklanmaktadır.
“Allah
(C.C.) kulunun çocuğunun ruhunun kabz edildiğini ve kulunun sabrını en iyi
bilendir. Bildiği halde meleklere sorması, o kuluna cennette karşılığını
verirken yaptığı amellere melekleri şahit kılmak içindir.” denilmiştir.[31]
16.
MELEKLER,
MÜSLÜMANIN NAMAZ KILDIĞINA ŞAHİTLİK EDER
Ebu
Hureyre (R.A.)’den Resûlüllah (S.A.V.)’in şöyle buyurduğu rivayet
edilmiştir:
“Melekler
nöbetleşerek sizin başınızda gözcülük ederler. Sabah ve ikindi namazlarında
bu melekler buluşurlar. Sonra geceyi sizin yanınızda geçiren melekler göğe
çıkarlar. Allah –onlardan daha iyi bildiği halde- “Kullarımı ne halde bıraktınız?”
diye sorar. Melekler de Allah’a: “Yanlarından ayrıldığımız zaman da,
yanlarına vardığımız zaman da namaz kılıyorlardı” diye cevap verirler.[32]
Ekseri
ulemaya göre hadiste zikredilen meleklerden maksat “Hafaza”
melekleridir. Allah’ın (C.C.) onlara sorduğu şey kullarının amellerini
yazıp yazmadıklarıdır.
“Kullarımı
ne halde bıraktınız?”
diye Allah Teâlâ’nın sorması, meleklerin kullarının lehine şehadet
etmelerini dilediği için olabilir. Yoksa Allah (R.A.) her şeyi bilmektedir.
Bu da Allah’ın (C.C.) gizli bir lütfudur. Zira meleklere insanların yalnız
ibadet hallerini gösterir, şehvet hallerini ve benzerlerini ona bildirmez
denmektedir. Meleklerin
sabah ve ikindi namazlarında toplanmaları, Allah’ın (C.C.) mü’min kullarının
ibadet vakitleridir. Onun için melekler hem geldikleri vakit, hem de giderken mü’minleri
namaz kılarken görür, huzur-u ilahide de bunu şehadet ederler.
Ayrıca
hadis sabah ve ikindi namazlarının şerefine delil olmaktadır. Sabah ve
ikindi namazları en şerefli vakitlerdir. Rızıkların sabahleyin taksim
edildiği, amellerin günün sonunda Allah’a (C.C.) arz olunduğu ve o vakitte
kim ibadet ve taatte bulunursa rızkına
ve ameline bereket verileceği hadiste sabit olmuştur.[33]
Bu
hadis, bir kısım meleklerin insanları gece ve gündüz nöbetleşe takip
ettiklerini, insanı hiç yalnız bırakmadıklarını belirtmektedir. Ulema çoğunlukla,
bu meleklerin hafaza melekleri olduğunu söylemiştir. Başka melekler
olabileceğini söyleyenler de olmuştur. Kurtubi bunlardandır. Bu meleklerin
ayrı olduğunu söyleyenlere göre, hafaza melekleri insanın iyi ve kötü
hallerini yazarlar. Halbuki bu melekler insanların iyi hallerine muttali
olmakta, namaz durumlarını Allah’a götürmektedirler. Böylece Cenab-ı
Hakk’ın mü’min kullarına bir
lütfu ve kerameti olarak o meleklerde insanların kötü halleri saklı
kalmaktadır. Bu ifadede hafaza melekleri ile yazıcı meleklerin aynı melekler
olduğu görüşü çıkmaktadır. Halbuki bunların aynı değil, ayrı
olduklarını ifade eden hadisler vardır.
Meleklerin
ikindi ve sabah vakitlerinde toplanmaları da mü’min kullara bir lütuf
olmaktadır. Çünkü her seferinde namaz halinde görerek Allah’ın huzurunda
öyle şehadette bulunurlar.
Meleklerin
münavebesi şöyle açıklanmıştır:
a)
Bir kısım melekler ikindileri iner. Bunlar ertesi sabaha kadar kalırlar. b)
Sabahleyin ikinci grup iner ve her iki grup semaya çekilir. c)
Sonra geceyi mü’minlerle geçiren grup semaya çekilir. d)
İkinci gelenler ikindiye kadar yer yüzünde kalırlar. İkindi olunca
başka bir melek taifesi iner ve yer yüzündeki meleklerle ikindi namazında
buluşurlar. e)
Her iki grup bir müddet beraber olurlar. Sonra bir sabah namazında
semaya çıkar. Bu suretle ikindide inip, sabahta da çıkış olmak suretiyle münavebe
devam edip gider. Meleklerin
sabah ve ikindi vakitlerinde gelmeleri, onların vakitli geldiğini ifade eder.
Öyleyse ilk vakitlerinde gelmeleri esastır. Hadislerde en efdal namazın ilk
vaktinde kılınan namaz olduğu belirtildiğine göre, bu namazların meşhud
olması (şahitlendirilmesi) için ilk vaktinde ve cemaatle kılınmaya teşvik
vardır. Sabah
ve ikindi vakitleri daha şerefli; o iki vakitte kılınan namazlar daha sevaplıdır.[34] 17.
VİTİR
NAMAZINI GECENİN SONUNDA KILANA MELEKLER ŞAHİTLİK EDER
Cabir’den
(R.A.) Resûlüllah’ın (S.A.V.) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Kim
gecenin sonunda kalkacağından endişe ederse, vitir namazını gecenin başında
kılsın. Gecenin sonunda kalkacağına güvenen kimse ise vitir namazını
gecenin sonunda kılsın. Çünkü gecenin sonunda kılınan namaza melekler şahit
olur. Bu daha faziletlidir.[35]
Hadiste,
kendisine güvenen kimsenin vitir namazını gecenin sonuna bırakmasının müstehap
olduğu ifade edilmektedir. Çünkü bu son vakit sükunet ve ilahi niyazların
belirdiği bir vakittir. Rahmet-i İlahi’nin yoğunlaştığı andır. “
“ Şahid
olunmuş, yanında olunduğu görülmüş demektir.[36]
18.
ZİKİR
HALKALARINA DEVAM EDENLERE MELEKLER DUÂ EDER
Zikir
halkalarına devam edenlere melekler duâ ederler. Konu ile ilgili olarak Cenab-ı
Allah şöyle buyuruyor: “Sabah
akşam Rablerine, O’nun cemalini dileyerek duâ edenler ile beraber candan
sabret. Dünya hayatının zinetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma...”[37]
Sevgili
Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) de Ebu Hureyre (R.A.)’den rivayet
edilen bir hadis-i şerifte şöyle buyurmaktadır:
“Allah’ın
bir takım melekleri vardır ki, bunlar sokaklarda dolaşıp zikredenleri araştırırlar.
Allah’ı zikreden bir gruba rastlayınca, birbirlerine: -
Geliniz,
aradığımız buradadır, diye seslenirler ve zikredenleri göğe kadar
kanatları altına alırlar. Gökyüzüne çıkınca Allah Teâlâ –aslında
her şeyi bildiği halde- onlara: -
Kullarım
ne diyor? Diye sorar. Melekler de O’na: -
Seni
tesbih, tekbir ediyorlar. Sana hamd ve tazim sunuyorlar, diye cevap verirler. Yüce
Allah: -
Onlar
beni gördü mü? Diye sorar. Melekler de O’na: -
Hayır,
vallahi de Sen’i görmemişlerdir, diye cevap verirler. Allahü Teâlâ: -
Ya
Beni görmüş olsalardı ne yaparlardı? Diye sorar. Melekler de O’na: -
Eğer
Sen’i görmüş olsalardı daha çok ibadet ederler, daha çok tazim ederler
ve daha çok tesbih ederlerdi, diye cevap verirler. Yüce
Allah onlara: -
Kullarım
ne istiyor? Diye sorar. Melekler: -
Sen’den
cennet istiyorlar, diye cevap verirler. Allah Teâlâ onlara: -
Cenneti
gördüler mi? Diye sorar. Melekler: -
Hayır,
vallahi Ya Rabbi, orayı görmemişlerdir, diye cevap verirler. Allah Teâlâ
onlara: -
Orayı
görmüş olsalardı ne yaparlardı? Diye sorar. Melekler de O’na: -
Eğer
orayı görmüş olsalardı ne yaparlardı? Diye sorar. Melekler de O’na: -
Eğer
orayı görmüş olsalardı oraya karşı daha güçlü bir özlem duyarlar,
orayı daha ısrarlı bir şekilde isterler ve daha güçlü bir arzu duyarlardı,
diye cevap verirler. Allah
Teâlâ meleklere: -
Neye
karşı Bana sığınıyorlar? Diye sorar. Melekler de O’na: -
Cehennemden
Sana sığınıyorlar, diye cevap verirler. Allah: -
Onlar
cehennemi gördüler mi? Diye sorar. Melekler: -
Hayır,
vallahi orayı görmemişlerdir, diye cevap verirler. Allah meleklere: -
Ya
cehennemi görmüş olsalardı ne yaparlardı? Diye sorar. Melekler: -
Eğer
orayı görmüş olsalardı ondan daha şiddetle kaçar, daha çok korkarlardı,
diye cevap verirler. Bunun üzerine Yüce Allah: -
Şahit
olunuz ki, onları affettim, buyurur. Meleklerden birisi: -
Onlar
arasında falanca kimse var ki, o aslında onlardan değildir. Şahsi bir amaç
için onların arasına katılmıştır, der. Ulu Allah o meleğe: -
Onlar
öyle bir gruptur ki, onların arkadaşı kendilerine ihanet etmez, buyurur.[38]
Hadis,
Allah’ı (C.C.) zikrin ve zikredenlerin faziletine açık delil teşkil
ediyor. Allah’ı zikredenler, ehl-i zikir lafızlarının kapsamına, namaz kılan,
Kur’an okuyan, duâ edenler, dini ilimlerin tedrisatını yapanlar vb. girer.
Zira her iki grup değişik şekilde Allah’ı zikretmektedirler. Melekler
arasında yalnızca zikir halkalarını araştırıp, teftiş eden, onların
hallerini Allah’a (C.C.) arz eden fırkalar vardır. Salih
kişilerle düşüp kalkmanın da bereketine hadis-i şerif delil oluyor.
Zikir
iki çeşittir:
Biri kalp, diğeri dil iledir. Kalp ile zikir de iki çeşittir: Biri Allah Teâlâ’nın
azametini, yerle göklerdeki ayetlerini düşünmektir ki, bu zikrin en yüksek
mertebesidir. Hadisten kastedilen de budur. Diğeri, kalp ile birlikte dilin
zikretmesidir. Allah’ı (C.C.) dille zikretmek ise zikirlerin en zayıfıdır.
Bununla beraber onda da büyük fazilet vardır.
Meleklerin
kalple yapılan zikri yazıp yazmadıkları ihtilaflı bir konudur. Bazı
alimler, kalbinden zikreden kimseden görülen bir alamet sayesinde melekler
onları bilir ve yazarlar, görüşündedirler. Diğer bir kısım alimler ise,
kalpten geçeni ancak Allah bilebileceğinden, onları melekler yazamaz, derler.
İmam Nevevi ise, bu konuda şöyle der: “Doğrusu onlar, kalp ile edilen zikri yazarlar. Kalbin huzuru ile birlikte dille yapılan zikir sadece kalple yapılan zikirden faziletlidir.
Zikir
meclisinde, zikretmeden oturanlar bile oraya inen rahmetten istifade ederler.
Melekler Allah’ı (C.C.) zikredenleri muhabbetle seyrederler. Kullarının kötü
hallerini değil de, ibadet ve taat hallerini meleklerine seyrettirmesi Allah’ın
(C.C.) ince bir lütfudur.
Yüce
Allah, dünyada, dünya gözü ile görülemez. Ahirette o mükafatı
kazananlar, cennetten Rablerini görecekler ki bu lezzet, cennetin tüm
lezzetlerinden daha tatlıdır.[39]
Ebu
Hureyre’den ve Ebu Said’den
(R.A.), Resûlüllah’ın (S.A.V.) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Allah’ı
zikretmek üzere oturan bir gruba melekler kanat gerer, onları rahmet-i ilahi
kuşatır ve onlara sekinet iner. Allah da onları yanındakiler arasında
anar.”[40]
Hadis,
zikir ehlinin faziletini anlatmaktadır. Ehl-i zikirle oturup kalkmanın,
onlarla dost olmanın hayırlara vesile olacağına işaret eden hadisimiz;
Allah’ın kendini zikredenleri katında meleklere zikrettiğini ifade
etmektedir.[41] 19. A |