|
Vehbi AKŞİT AFYON – Başmakçı Müftüsü |
||
|
İSLAM'DA KOMŞULUK İLİŞKİLERİ Komşu: Aynı mahalle veya çevrede yaşayan insanların birbirlerine göre aldıkları ad. Türkçe'de yaygın şekliyle fiziki olarak birbirine yakın veya bitişik yerlerde yaşayanlara komşu denir. Yakınlık veya bitişik olma ev bakımından, iş yeri, arazi veya şehir itibariyle de olabilir. Dilimizdeki iş yeri komşusu, arazi komşusu, komşu köy, komşu kaza, vilâyet tâbirleri bunu ifade eder. Araplar komşuya “
” derler ki, “câr” evi diğerinin evine bitişik (mücâvir) olan,
birbirini himaye eden, koruyan, birinin yardımına ve imdadına koşan anlamlarına
gelir.[1] Köyde, kentte, tarlada, bahçede birbirine komşu olan
insanların ve özellikle Müslümanların huzur içinde yaşamaları için
gerekli şartlardan biri de beşeri şartlardan biri de beşerî münasebetlerini
iyi düzeyde tutmalarıdır. Bu sebeple yüce dinimiz komşuluk hakkına büyük
önem vermiştir.[2] Komşuluk, toplum hayatımızda yeri ve önemi inkâr
edilemeyen içtimâî bir müessesedir ve insanların toplum halinde yaşamalarının
zarûrî bir neticesidir. İnsan sosyal bir varlık olduğuna, bu sebeple tek başına
yaşayamayacağına göre etrafında komşuların olması kaçınılmazdır.[3] Allahü Teâlâ, yakınımız olsun olmasın bütün komşularımıza
iyi davranmamızı, iyilik etmemizi emreder: “Allah’a ibadet edin. O’na hiçbir şeyi eş (ve
ortak) tutmayın. Anaya-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya,
uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa, sağ ellerinin mâlik
olduğu kimselere (kölelerinize) iyilik edin. Allah (C.C.) kendini beğenen ve
dâima böbürlenen kimseyi sevmez.”[4] Aileden sonra hukukuna en çok riayet etmemiz gerekenler,
yan yana bir arada yaşadığımız komşularımızdır. Komşu hakkı,
dinimizde çok önemli bir yer tutar. Aile yuvasında olduğu gibi komşularıyla
da iyi geçinmek ve yardımlaşmak şarttır. Akşam-sabah yüz yüze geldiğimiz, her zaman görüştüğümüz
insanlar, komşularımız sayılır. Büyük müfessir İmam Kurtûbî bu ayetin tefsirinde: “Görmüyor musun? Allah ana babaya ve akrabaya iyilikten
sonra komşuları zikretmiş ve haklarına riâyet edilmesini emretmiştir”
diyerek konunun önemine dikkat çekmiştir.[5] Nisâ suresinin 36. ayetinde, yakın komşu ve uzak komşu
olarak iki kelime geçmektedir. Değişik ölçülere göre komşu sınıflamaları yapılır.
Bunlardan evleri yahut evlerine giriş kapıları birbirine bitişik olanlara
“kapı komşusu” adı verilir. Yakın komşu: Akraba veya evleri birbirine yakın olanlara
“yakın komşu” denir. Uzak komşu: Evleri birbirine pek yakın veya akraba
olmayan, yahut gayr-i müslim (yahudi, hıristiyan) olanlara da “uzak komşu”
denir. Burada zikredilen yakınlık-uzaklık meselesinde tam bir açıklık
yoktur. Kapı komşusu dışında olanlar veya akraba haricindekiler yakın komşu
mu, uzak komşu mu kabul edilecektir? Ne kadar yakınlık, ne kadar uzaklık bu
hususta ölçü olarak alınacaktır? Rivayete göre Hz. Aişe (R.Anhâ) bunun
her taraftan kırk evlik bir mesafe olduğunu ve bunlar arasında komşuluk
hukukunun olacağını söylemiş, Hz. Ali (R.A.) de, bir kimsenin sesinin
duyulabileceği yere kadar olan mesafe içinde kalanların komşu sayıldığını
ifade etmiştir.[6] KOMŞULAR ÜÇ GRUBA AYRILIR: Hz. Peygamber (S.A.V.)’in yaptığı bir sınıflamaya göre
hakları yönünden komşular üç gruba ayrılır: 1. Üç hakka sahip komşular: Bunlar hem akraba, hem müslüman
olanlardır. Bunların komşu, akraba ve müslüman olmaktan doğan üç çeşit
hakları vardır. 2. İki hakka sahip komşular: Akraba dışındaki müslüman
komşular. Bunların komşu ve müslüman olmaktan ileri gelen iki çeşit komşuluk
hakları vardır. 3. Bir hakka sahip komşular: Akraba ve müslüman
olmayanlardır. Bunlar, akraba olmayan ehl-i kitap (yahudi, hıristiyan) veya müşrik
komşulardır. Bunların sadece komşu olmalarından kaynaklanan bir tür hakları
bulunur.[7] Kısaca belirtmek gerekirse, komşu tabirine, müslüman,
yahudi, hıristiyan, kâfir, âbid-fâsık, dost-düşman, mukim-misafir, zararlı-zararsız,
yakın-uzak istisnasız bütün komşular dahildir. Kelimenin Arapça karşılığından da açıkça anlaşılacağı
gibi, “birbirine yakın, bitişik (mücâvir) olma”nın getirdiği bir takım
sosyal vecibeler ve ilişkiler düzeni vardır. Bunlara genel ifadesiyle “komşuluk”
denir. Komşuluk ilişki ve vecibeleri, küçük yerleşim bölgelerinde
(köy, kasaba vb.) sosyal dayanışma ve bütünleşme açısından çok önemlidir
ve titizlikle korunmaya çalışılır. Eskilerin “ev alma, komşu al” sözü
de bu hassasiyetin bir ifadesi sayılır. Gerçekten kapalı cemaat arz eden ve şehirleşmenin az
olduğu yörelerde komşular birbirlerini ziyarete giderler, yardımlaşırlar,
korurlar. Halk arasında komşu olmadıkları halde bir eve sık sık
ziyaret yapan kimseye “komşu kapısına çevirdi” denmesi sözü edilen ilişkiler
ağının yoğunluğunu gösterdiği gibi, “komşuda pişer, bize de düşer”,
“komşu ekmeği komşuya borçtur” tarzındaki atasözleri de aynı ilişkiler
yapısının mahiyetini tüm açıklığıyla ortaya koyar.[8] HADİS-İ ŞERİFLERDE KOMŞULUK Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Ebu Hureyre (R.A.)’den
rivayet edilen bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: “-Vallâhi mü’min değildir, vallâhi mü’min değildir,
vallâhi mü’min değildir.” -
Kim Ya Rasulallah? diye sorduklarında,
Peygamberimiz şöyle buyurdu: -
Komşusu, belâlarından emin olmayan kimse (mü’min
değildir).”[9] Hadiste, “mü’min değildir” sözü olgun, kâmil mü’min
değildir” anlamındadır. Zira bu hareket ebedî cehennemde bırakacak imansızlık
hareketi değildir. Diğer bir ifade ile bu hareket olgun mü’min olmak için
gerekli, fakat iman etmiş olmak için şart değildir. Müslim’in naklettiği diğer bir rivayette hadis şöyledir: “Komşusu, zararından emin olmayan kimse cennete
giremez.”[10] Hadiste geçen “Cennete giremez” ifadesinden de “Kıyamette
ilk önce kurtulmuşlar içinde cennete giremez” şeklinde anlaşılmalıdır.
Yani bu hareketinin cezasını çeker, sonra cennete girer. Şayet komşuya eza
etmenin günah olmadığı görüşünde ise, durumu cehenneme girmeyi zaruri kılmış
olur. Hadisimiz, komşuya eziyetten sakınmayı, onlara kötü
hareketlerden kaçınanın imanının kemâle erdiğini, komşuya verilen zararın
Allah’a isyana, onun da cehennem azabına götüreceğini ifade etmektedir.[11] İyi
Komşularla Beraber Olmak
Allah’ın iyi kullarına ölüm anında şöyle
hitap edilir: “Ey huzura kavuşmuş insan! Sen O’ndan hoşnut, O da
senden hoşnut olarak Rabbine dön. (Sâlih) kullarımın arasına katıl ve
(onlarla birlikte) cennetime gir.”[12] Hz. Ali (R.A.)’den şöyle rivayet edilmiştir: “Resülullah (S.A.V.) bize ölülerimizi sâlih
kimselerin içerisine defnetmememizi emretti ve kötü komşudan diriler
incindiği gibi ölüler de incinir” buyurdu.[13] İnsan için hem bu dünyada hem de ahirette iyi kimselerle
beraber olmak mutluluk ve huzur vesilesi olur. Dünyada iyi kimselerle
beraber olmak, iyi komşularla beraber olmak demektir. İyi komşularla
beraber olmak, hiç şüphesiz ki Cenab-ı Hakk’ın insana büyük bir lütfudur.
Bu sebeple iyi komşulara sahip olan kimseler bundan dolayı ayrıca
Allah’a hamd etmelidirler. Çünkü huzur ve saadetimizi sağlayan bir çok
şey vardır. Bunlardan biri de iyi komşulardır. İyi komşularla beraber
olan kimse mutlu ve huzurlu olur. Onun içindir ki, Peygamber Efendimiz
(S.A.V.) hadis-i şeriflerinde: “Ev almadan önce komşunuzu, yola çıkmadan önce
arkadaşınızı araştırınız.” buyurmuştur.[14] Bir atasözümüzde bu hadis-i şerif, “Ev alma, komşu
al” şeklinde ifade edilmiştir. Çünkü komşu evden daha önemlidir.
Komşular kötü ise en güzel evde bile insan rahat edemez, huzuru kaçar.
Bu nedenle Peygamber Efendimiz, kötü komşudan Allah’a sığınmamızı
emrederek şöyle buyurmuştur: “Devamlı ikamet ettiğiniz yerdeki kötü komşudan
Allah’a sığınınız. Çünkü göçebelik anındaki kötü komşu geçicidir”
buyurmuştur.[15] Peygamberimiz, başka bir hadis-i şeriflerinde, insanı
mutlu ve huzurlu kılan üç şeye temas ederek şöyle buyurmuştur: “İyi komşu, uysal bir binek ve geniş ev, kişinin
saadetini sağlayan unsurlardandır.[16] Peki, hadis-i şeriflerde methedilerek huzur ve
saadetimizin kaynağı olduğu belirtilen iyi komşu kimdir? İster istemez
insanın aklına böyle bir soru gelmektedir. Buna şöyle cevap
verebiliriz: “Komşuların birbiri üzerinde komşuluk hak ve hukuku
vardır. İyi komşu, bu hak ve hukuka riayet eden ve komşularına karşı
görevlerini en iyi şekilde yerine getirendir. Peygamber Efendimiz bu
hususa temas eden hadis-i şeriflerinde de: “Allah katında arkadaşların en hayırlısı, arkadaşı
için en hayırlı olandır. Allah katında komşuların en hayırlısı da
komşusu için en hayırlı olanıdır.” buyurmuştur.[17] Komşu
Hakkı
Yüce dinimiz İslamiyet’e göre komşunun komşu
üzerinde hakları vardır. Buna komşuluk hakkı diyoruz. Dinimiz komşuluk
hakkı üzerinde çok durmuştur. Hz. Aişe R. Anha’dan rivayet edilen
hadis-i şerifte Rasülullah (S.A.V.): “Cibril bana komşu hakkını o kadar çok tavsiye
etti ki, neredeyse komşuyu komşuya vâris kılacak zannettim.”[18] Demek ki, komşu hakkı o kadar büyük ki, Cebrâil
(a.s.) defalarca Peygamber Efendimiz’e gelip komşu hakkının öneminden
bahsetmiştir. Hadisteki, “Komşuyu komşuya mirasçı kılacak
zannettim” ifadesi komşunu komşusu üzerindeki hakkını açıklamak için
getirilmiştir. Çünkü İslam’ın ilk yıllarında kardeşlik ahdi de
mirasçı olmayı gerektiriyordu. Sonraları bu kaldırılarak mirasın
sebepleri olarak, soy yakınlığı, nikâhtan dolayı yakınlık ve velâ
akdi yürürlükte bırakılmıştır. Hadis, komşu hakkının yüceliğine, onunla yardımlaşma
ve güzelce ikramda bulunmanın gerekliliğine, komşuya zarar vermemeye,
hastalanınca ziyaret etmeye, sevinçli ve kederli günlerinde yanlarında
bulunmaya işaret etmektedir.[19] Komşular
Arasında Yardımlaşma Yüce dinimiz İslamiyet kadar yardımlaşmaya önem
veren hiçbir din ve nizam yoktur. Dinimiz genel olarak hayatın her safhasında
yardımlaşmayı emretmiş, öyle ki zenginlerin mallarında fakirlerin hakkının
olduğunu belirtmiştir.[20]
Komşular arasında yardımlaşma daha da önemlidir. İnsanın başı darda
kaldığı zaman ilk olarak müracaat edecek olduğu kimse hiç şüphesiz
ki komşusudur. Hiç kimse benim her şeyim var, komşuma muhtaç değilim,
diyemez. Mutlaka komşusunun maddî-manevî yardımına ihtiyacı olur. “Komşu komşunun külüne muhtaçtır” derdi
atalarımız. Alacakları evden önce komşuyu düşünür, arar soruştururlardı.
Çünkü komşuluk bağları samimi ifadesini onlarda bulmuştu. Yeyip
içtikleri ayrı gitmezdi aralarında. Onlarla paylaşılırdı en güzel ve
samimi sohbet ortamları, dertler, sevinçler hep beraber yaşanırdı. Sıkıntı
ve keder, bu samimi atmosferde bir bir kayboluverirdi. Ne var ki zaman,
mazimize ait birçok güzel hasletimizi aldı götürdü aramızdan.
Müstakil evlerin yerlerini dev apartmanlara bırakması, birçok insanın
“birbirine katlanmak zorunda olduğu” bir yaşam tarzına dönüşmesi
ve sosyal hayatın şahısları içine çekerek; okul, iş, çarşı derken,
bir sürü meşguliyet içinde komşular da, komşuluklar da unutulup gitti.
Aynı apartmanı paylaşmamıza rağmen ne alt, ne üst, ne de yan kapı komşumuzun
kim olduğunu bile bilemez olduk. Rastlantılar sonucu sadece bir
“merhaba” dan ibaret aramızdaki bağlar. Herkes kendi içinde, kendi
derdiyle muzdarip, kendi sevinciyle mesrur. Oysa bu ne inancımıza ne de
örfümüze uymakta.[21] Peygamber Efendimiz (S.A.V.)
bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor: “Yanı başınızdaki komşusu açken tok olarak
geceleyen kişi (olgun) mü’min değildir.”[22] Sosyal duyarlık konusunu çarpıcı biçimde
gözler önüne seren hadisimizin mesajı, pek tabii olarak, sadece hâne
komşularına yönelik değildir. Öte yandan hadisimizdeki “aç olan komşu”nun
mutlak olarak zikredilmiş olması, “müslüman komşu” gibi bir tahsise
ve tavsife gidilmemiş bulunması, olgun müslümanın duyarlık alanını
iman sınırının ötesine taşımaktadır. Hangi dinden ve inançtan
olursa olsun, “aç olan komşu”nun sırf komşuluk hukuku gereği olarak
ilgi duyması, ihtiyacının giderilmesi hedef olarak gösterilmiş olmaktadır.[23] BİR OLAY Vali iken kendisine bir köşk yaptırıp, çarşının
gürültüsünden kurtulmak isteyen Sa’d b. Ebî Vakkas’ı teftiş için
Hz. Ömer (R.A.), Muhammed b. Mesleme’yi azıksız olarak Kûfe’ye
gönderdi. On dokuz günlük bir yolculuktan sonra Medine’ye dönen
Muhammed b. Mesleme, kendisini niçin azık vermeden yola çıkardığını
Hz. Ömer (R.A.)’den sordu: Medine’deki müslümanlar açlıktan kırılmak
üzereyken sana bir şeyler verip de nimeti sen, vebâlini de ben
yükleneyim istemedim. Zira ben, Peygamber (S.A.V.)’i şöyle buyururken
dinlemiş bulunmaktayım: “Komşusu açken mü’minin tok dolaşması yakışık
almaz.”[24] Bu olaydan da anlaşıldığı gibi küçülen
dünyamızda açlara yardıma koşmak, bunu da en yakın komşusundan başlatmak
her olgun ve imkânı olan mü’minin temel görevidir. İman olgunluğunun
alâmetidir. Ne zaman sosyal duyarlık ve yardımlaşma üzerinde
durulacak olsa, hadisimiz mutlaka hatırlanır. Hadisin bir rivayeti; “Aç olarak geceleyenin aç olduğunu bilmesi
halinde”[25]
yardımcı olmayan müslümanın iyi bir müslüman olmadığını
bildirmektedir. Bile bile ilgisiz kalmayı ve duyarsız davranmayı olgun
mü’min olmanın delili saymaktadır. Yardımda bulunmak bir başlangıç değil, bir
neticedir. Yardım yapma duygusu ve duyarlılığı ise, o yardımın
gerçek âmili ve öncüsüdür. O halde yardımın bizzat kendisinden
önce” yardım duygusunun” gönüllerde yer etmiş olması esastır. İmkânı
olduğu halde çevresine yararlı olamayanlar, bu duyguyu gönüllerine
yerleştirmemiş olanlardır. Çevresine sıcak bakmanın zevkini
tadamayanlardır.[26] Yardım, her şeyden önce bir duygu ise; onun iman
ile ilgisi de pek açık ve köklüdür. Zira insan hareketlerini
yönlendiren en müessir güç, imandır, iç yöneliştir. O halde çevreye
karşı duyarsızlık ve yardımsızlık pek tabii olarak imanın olgunluk
derecesiyle alakalı olacaktır. Bu sebeple hadisimizdeki “mü’min değildir”
hükmü, “yapması gerekenleri icrâya sevk edecek derecede ve olgun bir
imana sahip değildir” anlamındadır. Gerçeğin tâ kendisidir.
Özellikle “kendi aralarında yumuşak, merhametli, şefkatli”[27]
olmaları gereken müslümanların, hemen yanı başlarındaki komşularına
karşı ilgisizliği elbette imanıyla irtibatlandırılacak bir
göstergedir. İşte hadisimiz de bunu yapmakta, bu gerçeğe dikkatlerimizi
çekmektedir.[28] Unutulmamalıdır ki, bir hadis-i şeriflerinde Hz.
Peygamber Efendimiz, “hangi mahallede bir kişi aç kalırsa, o mahalle
Allah’ın korumasından düşer.”[29]
Buyurmuştur. İbn Hazm da aynı delilleri değerlendirerek
“bir beldede bir kişi açlıktan ölecek olursa, o belde halkının
tümü ölenin katili sayılır ve ölenin diyeti onlardan tahsil edilir.[30] Ve bazı neticeler: Hadisimizin şu neticenin çıkarılması mümkün
gözükmektedir. 1.
Zengin komşuya komşularını aç bırakması haramdır. 2.
Onların aylıklarını giderecek kadar yedirmek ve çıplak iseler
giydirmek vaciptir. 3.
Servette zekâttan başka mükellefiyetler de bulunmaktadır. 4.
Senelik zekâtını başka mükellefiyetten kurtulamazlar. Duruma
göre başka birçok görevleri daha vardır. Aksi halde kenz yasağıyla
ilgili ayetteki tehdide muhatap olurlar. 5.
Gerçek ve olgun mü’minler çevrelerine karşı ilgisizliğe ve
duyarsızlığa düşmezler. Muhtaç kimselerin ihtiyacını karşılamak
imanın kemâline işaretttir.[31] İyi
Komşuluğun Prensipleri 1.
Kendimiz için istediğimiz güzel şeyleri komşularımız için de
istemek: Rasülullah (S.A.V.)
bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “Kudret ve iradesiyle yaşadığım Allah’a
yemin ederim ki bir kul kendisi için istediğini komşusu için de ve yahut
din kardeşi için de istemedikçe hakkıyla iman etmiş olamaz.[32] Bir arada ve yan yana yaşamak durumunda olan ev
veya iş komşuları hemen hemen her gün karşılaşırlar, hatta günde
birkaç defa yüz yüze gelebilirler. Özellikle apartman dairelerinde, iş
hanlarında ve benzeri yerlerde bir arada oturanlar arasındaki
münasebetler, ayrı ayrı binalarda ikamet eden komşularınkinden çok
farklıdır. Şu veya bu şekilde komşu olanların karşılıklı sevgi,
saygı, güven, iyi duygu ve temiz düşünce içinde olmaları için
birbirlerinin haklarına riâyet etmeleri, eziyet verici veya rahatsız
edici hal ve hareketlerden sakınmaları gerekir. Ancak bu takdirde huzurlu
olunur. Aksi takdirde huzurun devamı beklenemez.[33] Ebu Zerr’den (R.A.) Resulullah’ın
(S.A.V.) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Ey Ebu Zerr! Çorba yaptığın zaman suyunu çok
koy, fazlası ile de komşularını gözet.”[34] Yine Müslim’in Ebu Zerr’den (R.A.) naklettiği
bir başka rivayette ise: “Dostum Resulullah (S.A.V.) bana: - Çorba yaptığın zaman suyunu bol koy. Sonra da
komşularının haline bak. Muhtaç olanlara çorbadan bir miktar
götürerek iyiliğin dokunsun.” diye tavsiyede bulundu.[35] Hadisteki “ Feksür mâehâ” emri mendup ifade
eder. ........................................................................................................... 2.
Komşularımızı İncitmemeye Özen Göstermek Peygamber Efendimiz (S.A.V.) bir hadis-i şeriflerinde: “Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse komşusunu
incitmesin. Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse misafirine ikram
etsin. Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse ya hayır söylesin ya da
sussun.[36] Ebu Hureyre (R.A.)’den rivayet edildiğine göre
sahabilerden biri: -
“Ya Rasülullah! Falan kadının nâfile olarak çok
namaz kıldığından, çok nâfile oruç tuttuğundan ve çok sadaka verdiğinden
bahsediliyor, şu var ki diliyle komşularını incitiyor” dedi. Peygamber
Efendimiz: -
O kadın cehennemliktir, buyurdu. Sahabi: -
Ya Rasülullah! Falan kadının da nâfile olarak az namaz
kıldığından, az nâfile oruç tuttuğundan ve az sadaka verdiğinden
bahsediliyor, şu kadar var ki, diliyle komşularını incitmiyor” dedi.
Peygamber Efendimiz: -
O, cennettedir” buyurdu.[37] Allah Rasülüne bazen sahabilerden biri gelir ve: -
Ey Allah’ın Rasülü! Bana öyle bir amel göster ki,
onu yaptığım zaman cennete gireyim? derdi. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) de gelen kimsenin
durumunu göz önüne alarak ona bir şey emrederdi. Ebu Hureyre
(R.A.)’den rivayet edildiğine göre yine
bir defa sahabilerden biri Peygamber Efendimize gelmiş ve aynı
talepte bulunmuştu. Peygamber Efendimiz de kendisine kısaca: -
“İyi ol” buyurmuştu. Sahabi: -
Ya Rasülallah! İyi olduğumu nasıl bileceğim? deyince,
Efendimiz şu cevabı vermişti: -
Komşularına sor; eğer onlar senin iyi olduğunu
söylerlerse, sen iyi bir kimsesin, yok, eğer kötü olduğunu söylerlerse
o zaman sen kötü bir kimsesin, demektir.[38] Demek ki, iyiliğimizin ve kötülüğümüzün
ölçüsü yakın çevremiz ve komşularımızdır. Komşularımız iyi olduğumuzu
söylüyorlarsa biz Allah’ın katında iyiyiz, komşularımız kötü olduğumuzu
söylüyorlarsa, Allah katında da kötüyüz, demektir. İYİ
KOMŞULUK “İyi komşu nasıl olur? Komşuluk münasebetleri kayboluyor” diye şikâyet olunuyor.” Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri “Marifetnâme” adlı eserinde, İslâm ahlâk ve yaşayışından çıkardığı “İyi komş uluk için uyulması gereken şartlar”ı, kırk
tane olarak tesbit etmiş. Bunları bugünkü dile çevirdik ve gördük ki,
hiç eskimemişler... Bakınız Hazreti Şeyh ne diyor: Ey Aziz, mâlum olsun ki, edep ehli kimseler: “Komşunun komşularıyla geçiminin edep ve
erkânı kırktır” demişlerdir. 1.
Kişinin kendi evine bitişik olanlarla, karşısında bulunup da kapıları
görünenlerden kırk eve kadar oturanlar, -zımmî (hıristiyan vatandaş)
da olsalar- komşularıdır. Bunlara, iyilik etmek ve gerçekten akrabalarmış
gibi güzel davranmaktır. 2.
Komşunun ev halkına, kötülük etmeyip, onların namusunu korumaktır. 3.
Komşuya gelip gidene uzun uzun bakıp, rahatsız etmemektir. 4.
Komşusu açken, kendi tok yatmamaktır. 5.
Komşuyu el veya diliyle incitmekten sakınmaktır. 6.
Komşunun evine, penceresinden, duvarından izinsiz bakmamaktır. 7.
Komşularına azdan çoktan –zımmî de olsa- hediye vermekti... 8.
“Komşu çanağı” göndermektir. Yani kokusu duyulacak bir yemek
pişirildiğinde, bitişik komşuya hediye etmektir. 9.
Satın aldığı meyveden, rastladığı komşusuna hediye etmektir. 10.
Komşuları borç isterse, vermektir. 11.
Komşuları muhtaç kaldıysa, ihtiyaçlarını gidermektir. 12.
Komşusunu bayramlarda ziyaret etmektir. 13.
Komşunun hayvanlarına taş atmamaktır. 14.
Komşunun çocuklarını, kendininkilere dövdürüp
sövdürmemektir. 15.
Komşuların izni olmadan, kendi binasını, onlarınkinden yüksek
ve önlerini kapayacak şekilde yaptırmamaktır. 16.
Komşularını, kendi taraflarından, duvara ağaç kakmaktan
menetmektir. 17.
Komşularına, kendi oluklarının akıntısıyla veya yolunun toprak
kazıntısı ve kar kürün tüsüyle rahatsız vermemektir. 18.
Komşuların sırlarını ve ayıplarını soruşturmamaktır. 19.
Komşuların hallerini ve işlerini başkalarına söylemektir. 20.
Komşularına yolda rastladıkça ilk önce selâm vermektir. 21.
Komşularla konuşurken lâfı uzatmayıp, lüzumu kadar konuşmaktır. 22.
Komşularından su, tuz ve ateş gibi zarurî maddeleri esirgemeyip
vermektir. 23.
Komşuların hediyesini, az da olsa kabul edip, çok bilmektir. 24.
Komşuların ayıplarını örtmektir. 25.
Komşularına dert ortağı olmaktır. 26.
Komşularından izin almadan evini yabancıya satmamaktır. 27.
Komşusu bir yerden dönünce ziyaret etmektir. 28.
Komşularını kederli günlerinde teselli etmektir. 29.
Komşuları tarafından davet olununca, kabul edip gitmektir. 30.
Komşuları tarafından davet olununca, kabul edip gitmektir. 31.
Komşusu bir şey isteyince memnuniyetle vermektir. 32.
Komşusu bir kusur işleyince, af ederek, sevgi uyandırmaktır. 33.
Komşuları hasta olunca ziyaret etmektir. 34.
Komşulardan biri vefat edince, cenazesinde hazır bulunmaktır. 35.
Komşuların yetimlerini himâye etmektir. 36.
Komşularıyla buluşunca, güleç yüzlü olup, tatlı söz
söylemektir. 37.
Komşuların kendisine nasıl davranmasını istiyorsa, onlara öyle
muamele etmektir. 38.
Başkalarından gelse tahammül edemeyeceği eziyete, komşusundan
gelince tahammül etmektir. 39.
Komşulardan kabalık edenlere aldırmamaktır. 40.
Komşulardan sert söyleyenlere, mülâyim davranmaktır.[39]
KAYNAKLAR: [1] İzzet ER, İslam’da İnanç İbadet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi, M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul, 1997, c.3, s.63-64. [2] Haydar HATİPOĞLU, Diyanet Aylık Dergi, Ekim, 1993, s.2. [3] Dr. Durak PUSMAZ, “İslam’da Komşuluk İlişkileri”, Diyanet Aylık Dergi, Nisan 1995, Sayı:52, s.23. [4] Nisa:4/356 [5] Dr. Durak PUSMAZ, a.g.m., s.23. [6] İzzet ER, a.g.e., c.3, s.64. [7] İzzet ER, a.g.e., c.3, s.64. [v8] İzzet ER, a.g.e., c.3, s.64. [9] Buhari, Edep, 29 (VIII.12). [10] Müslim, İman, 73. [11] İhsan ÖZKES, R.Salihin Terceme ve Şerhi, Esra Yayınları, Konya, 1996, c.2, s.173-174. [12] Fecr:89/27-30. [13] Aclûni, Keşfül-Hafâ, 1/72. [14] Aclûni, Keşfül-Hafâ, 1/178. [15] Nesâî, İstiâze, 44; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/344. [17] Ahmed, Tirmizi, Hakim (İbn Ömer’den) 250, H.No:151. [18] Buhari, Edeb,28; Müslim, Birr ve Sıla ve’l-edeb, 140 (2624,2625) [19] İhsan ÖZKES, a.g.e., c.3, s.172. [20] Bkz. Zariyat, 56. [21] Havva ERGENE, İslami Hayat, “Komşuluk İlişkileri”, 24.10.1997 tarihli Zaman Gazetesi. [22] İbn Ebî Şeybe, Kitâbü’l-İman (neşr: el-bânî) s.33 (Dımaşk. ts, ) Hadisin değişik rivayetleri için bk. El-Bânî, Silsiletü’l-ehâdisis’sahîha, I, 69-71; Hakim ve Beyhaki, 250, H.no:190. [23] İ. Lütfi ÇAKAN, Hadislerle Gerçekler, Erkam Yayınları, İstanbul, 1990, c.1, s.114-115. [24] Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/55. [25] Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, 1/232; Heysemî, Mecmeuzzevâid, 8/167; el-Bânî, Silsile, a.g.e., 1/70. [26] İ. Lütfi ÇAKAN, a.g.e., c.1, s.112. [27] Fetih 48/29. [28] İ. Lütfi ÇAKAN, a.g.e., c.1, s.112. [29] Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/33. [30] Bk. Seyyid Kutup, İslamiyyeti’l-İslam, s.221. [31] İ. Lüfti ÇAKAN, a.g.e., c3, s.114-115. [32] Müslim, İman, 72. [33] Haydar HATİPOĞLU, “Komşuluk Hakkı” (Hutbe), Diyanet Aylık Dergi, Ekim 1993, s.2 [34] Müslim, Birr ve sıla ve’l-edeb, 142 (2625). [35] Müslim, Birr ve sıla ve’l-edeb, 143 (2625). [36] Buhari, Edeb, 31; Müslim, İman, 75. [37] Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/440. (Kaynağına baktım fakat hadisi bulamadım.) [38] Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 1/72. [39] M. Ertuğrul DÜZDAĞ, Müslüman Aile, İz Yayıncılık, 3. Baskı, İstanbul, 1995, s.83-85.
|
||